Diş fırçalama işlemini köpekler için üretilmiş özel bir diş fırçası ve diş macunu yardımıyla kolaylıkla yapabilirsiniz. İnsanların kullandığı fırçalara göre, köpeklerin diş fırçalarının kılları daha yumuşak ve özel açılıdır. Parmağınıza takarak kullanabileceğiniz fırçalarda piyasada mevcuttur. İnsan diş macunları bu işlem için uygun değildir.Köpeğinizde mide ağrısına sebep olabilir.

Köpeğinizin rahat olduğundan emin olduğunuzda fırçalama işlemine başlayabilirsiniz. En sağlıklısı da onu bunaltmadan,hoşnutsuz etmeden parça parça dişlerini fırçalamaktır. Rahatsızlık duyduğunda fırçalama işlemini bırakıp bir süre sonra kaldığınız yerden işleme devam etmelisiniz.

Fırçalama işleminden önce parmaklarınızı dişlerinde hareket ettirerek alıştırma dersleri yapmakta fayda vardır. Diş macununu parmaklarınıza koyup köpeğinizin yalamasına izin verirseniz,macunun tadından hoşlanan köpeğinizde diş fırçalama işlemi daha kolay yapılabilecektir.

Bronchitis (Bronşit) Hastalığı Nedeni : Akciğerde bronş ve bronchiollerde şekillenen yangı bronşit olarak adlandırılır. Oluşumunda üst solunum yollarında yangıya...

Bronchitis (Bronşit) Hastalığı Nedeni :

Akciğerde bronş ve bronchiollerde şekillenen yangı bronşit olarak adlandırılır. Oluşumunda üst solunum yollarında yangıya neden olan etkenler rol oynar

.

Çoğunlukla üst solunum yolları yangılarını takiben veya birlikte görülür. Uzun süre toz, duman, soğuk hava, kimyasal maddeler ve gazların solunması, bakteriyel ve viral enfeksiyonlar, allerjik nedenler ile oluşabilir.

Hastalığın gelişimi akut veya kronik olabilir. Akut şekillenen olaylarda genellikle iyileşme kısa sürede olabilmesine karşın tedavide gecikildiği taktirde kronikleşen olaylarda hastalığın belirtilerini aylar ve yıllarca görmek mümkündür.

Ayrıca pnömoni ile komplike olan vakalarda daha ağır seyirli olabileceği gibi kronikleşerek akcigerlerde amfizeme neden olabilir.

Hastalığın akut formu daha çok genç kedilerde gözlenirken, kronik formu genellikle 8 yaşından büyük kedilerde görülür. Siyam kedileri hastalığa karşı daha hassastır.

Bronchitis (Bronşit) Hastalığı Belirtileri :

Klinik olarak gözlenebilecek en belirgin bulgu öksürüktür. Ağrılı olan öksürük nöbetleri özellikle istirahat halinde artış gösterebilir. Solunum sayısında artış ve burun akıntısı da gözlenebilen belirtilerdendir.

Bronşitisin ilerleyerek kronikleşmesi halinde sürekli bir öksürük, beden ısısında artış, daha kıvamlı ve sarımsı bir renkte burun akıntısı görülebilir.

Diğer akciğer hastalıkları ile komplike olan kronik bronşitisler de solunum güçlükleri de gözlenebilir.

Akciğerlerin dinlenmesi halinde akut veya kronik devrelerde farklı bulgular elde edilir. Bazı durumlarda akut evrede herhangi bir akciğer sesi dinlenemezken bazen hafif hırıltılı solunum duyulabilir. Kronikleşen vakalarda akciğerler dinlendiğinde sert ve çıtırtılı sesleri duymak mümkündür.

Bronchitis (Bronşit) Hastalığı Tedavi Yoları/ Sağaltım :

Yaşlı kedilerde kalp hastalıkları yönünden gerekli muayenelerin yapılması ve öksürüğün nedeninin tam olarak tanımlanması ayırıcı tanı için faydalı olabilir.

Kedilerde kronik bronşit vakalarında röntgen bulguları çoğunlukla aldatıcı sonuçlar verir ve hastalığın tespitinde yetersiz kalabilir.

Hastalık üst solunum, alt solunum ve kronik kalp hastalıkları ile karışması nedeni ile ciddi bir analiz ve ayırıcı tanı bilgisi gerektirir.

FLUD (Feline Lower Urologic Disease) hastalığı, gerek evde gerekse bahçede bakılan evcil hayvanların besin maddesi gereksinimleri; yaş, ırk, cinsiyet, mizaç, bedensel ağırlık, çevre ve stres faktörlerine göre değişim göstermektedir. Doğru besleme; kedinin ömür boyu sağlıklı olmasını sağlarken, bilinçsiz besleme de birçok sağlık problemlerine sebep olabilir. Verilecek günlük yiyecek miktarı, verilen yiyeceklerin sağladığı enerji miktarına göre belirlenmelidir. Beslemede mide ve bağırsak bozukluğuna sebep olmayacak, böbreklere zarar vermeyecek besin maddelerini seçmeye özen göstermelidir. Düzensiz öğünler, ihtiyacından azını veya fazlasını vermek, tek yönlü besleme, içeriğinin nasıl olduğunu bilinmeyen ucuz hazır mamaların verilmesi, özellikle erkek kedilerde alt üriner sistem hastalıklarına zemin hazırlamaktadır. Yaşlı ve yetişkin kedilerde kronik böbrek yetmezliği oldukça sık görülür ve buna bağlı olarak idrarla üre daha az atılır. Bu durum ürenin kandaki miktarım arttırmaktadır. Kedinin fazla su içme ihtiyacı ve normalden fazla ürinasyon, vücuttan mineral madde kaybına neden olur. Kanda üre arttıkça sindirim sistemi bozukluğu, ishal, kusma görülür. Ayrıca bağırsaklardan gıda emilimi azalır. Sık idrar yapma, ishal ve kusma da mineral madde dengesini bozar. Kedi uygun mamalarla beslendiğinde ürolit oluşturabilecek maddelerin idrardaki konsantrasyonu azalmaktadır. Beslenme biçimi de, ürolitlerin oluşumuna elverişli ya da önleyici ortam oluşturması bakımından ciddi önem taşımaktadır.

Besin maddeleriyle alman mineral maddelerin idrar kristallerine ve taşlarına dönüşmesini önlemek için mutlaka dengeli bir besleme gereklidir. Ürolitlerin idrar kesesinden ve kanalından fizyolojik olarak uzaklaştırılması, idrarın asidik olmasıyla sağlanmaktadır. Bunun için kalori yoğunluğu yüksek, magnezyum ve fosfor miktarı az olan mamalar tercih edilmelidir. Bu durum ürolitlerin oluşmasını kontrol altına alacaktır. Eğer bu kontrol sağlamlamazsa idrar alkali hale geçer ve idrar kesesindeki hücre artıkları ve kristallerinin çökmesiyle ürolit oluşmaya başlar. Özellikle erkek kedilerdeki ürolitiazis ve alt üriner sistem hastalığı olarak adlandmlan FLUD (Feline Lower Urologic Disease) hastalığı meydana gelir.

Kedilerde penil üretra obstruksiyonu, yaygın gözlenen bir klinik tablodur. Penil ürethranın tıkanmasına ve dolayısıyla idrar akışına engel olan nedenlerin başında sitrüvit kristalleri, kalsiyum oksalat kristalleri ve idrar yolu enfeksiyonlarına bağlı hücre birikintileri ve bu birikintilerin sertleşmesi gelmektedir. Bu durumun oluşmasında; kedilerin düşük kaliteli, magnezyum ve fosfat miktarı fazla olan kalitesiz mamaların yedirilmesi önemli rol oynadığı belirtilmektedir.

Erkek kedilerde; kastrasyon sonrasında üretra atrofısi gelişebileceği ve bu durumun penil üretra obstruksiyonu için bir risk oluşturabileceği de bildirilmiştir. Beslenme dışında FUS (Feline UrologicSendrom) riski, stresli kedilerde immun sistemin zayıf olması nedeniyle daha yüksektir. Diyabetik kedilerde de FUS’a neden olan bakterilerin üremesi için idrardaki şeker durumu, kültür görevi yapmaktadır. Kastrasyon yapılmış kedilerin egsersiz yapmaması, aşırı ve dengesiz beslenmesi, tuvalet kabının kirli olmasının yarattığı stres, idrarını uzun süre yapamamasına neden olmaktadır. Oluşan ürolitler ve kese içindeki birikintiler, idrar kesesinin iç duvarının irritasyonuna ve kesenin yangılaşmasına (sistitis) neden olur. Normal erişkin kediler günde 2-3 kez açık renkli, su kıvamında, keskin kokulu ve akışkan idrar yaparlar, sistitli olanlar da sık sık idrar yapma ihtiyacı duyarlar.

İşeme pozisyonu alarak damla damla kanlı idrar yapmaya başlarlar. Kedinin genel durumu bozulur ve iştahı kaybolur. Penil üretranm tıkanması durumunda; idrarın boşalamaması, üremi ve K+ retensiyonu ile hiperkalemi de gelişir. Hiperkalemi, hücre membran potansiyelinin bozulması ve ventriküler fibrilasyona neden olur. Bütün bu olumsuz gelişmeler hasta için yaşamsal risk taşımaktadır. Sistitis ilerlerse, kese içerisindeki hücre artıklarıyla birlikte kristaller birleşerek idrar taşlarının oluşmasına zemin hazırlar. Daha sonra ürolitler meydana gelmeye başlar. Bu birikintiler, pelvik urethra’dan penil urethra’ya idrar akışı ile dışarı atılmaya çalışılır. Fakat penil urethra’dan geçiş zorlanır. Böyle durumlarda, kediler sürekli penisini yalamaya isteklidir ve sık sık idrar yapma pozisyonu almaya çalışır. Bazen penisten damla damla idrar geldiği gibi bazen de hiç gelmediği görülür.

http://www.halkaliveteriner.com/haber/171-erkek-kedilerde-alt-uriner-sistem-hastaligi.html

Kenelerin hayvanlara ve insanlara (konakçı olarak tercih edilmese de) önemli hastalıklar geçirdiği bilinir. Halk sağlığı anlamında ise en az sivri sinek kadar ciddiyeti vardır.

Keneler (Ixoididae Ailesi) aslında insekt grubundan değildir ve örümceklerle yakından ilişkilidir. Yetişkin kenelerin sekiz ayakları bulunur. Onların yaşam zincirleri dönemlere ayrılır; yumurta, larva ve yetişkin dönemi. Tüm keneler, bazı yaşam dönemlerinde veya yaşam dönemlerinin tümü süresince kanla beslenir. Kenelerin hayvanlara ve insanlara (konakçı olarak tercih edilmese de) ciddi hastalıklar geçirdiği bilinir. Halk sağlığı açısından önemi anlamında en az sivrisinekler kadar ciddiyeti vardır. Kenelerin bazı türleri köpeklere saldırır, fakat nadiren kediler açısından enfestasyon oluştururlar. Köpek kenelerinin çoğu “wood tick” olarak bilinir ve köpekler ormanlarda veya sokakta açık alanlarda gezdiklerinde enfestasyon oluşturur.

Örneğin; Florida bölgesinde bulunan Keneler arasında, kahverengi köpek kenesi ve Amerikan köpek kenesi en çok sorun çıkaranlardır, kahverengi Köpek Kenesi, nadiren insanları ısırır, fakat evde yaşayan köpeklerde bile sıklıkla bu keneler tarafından enfestasyonlara rastlanır. Amerikan köpek keneleri; insanların da içinde bulunduğu (nadiren evlerde enfestasyon ortamı oluşturur) çok sayıda konakçıya saldırır.

Kahverengi Köpek Kenesi (Brown Dog Tick)

Kahverengi köpek kenesi (Rhipicephalus sanguineus, Latreille) diğer kene tiplerine benzemeyen bir canlı sınıfıdır, çünkü yaşam siklusunun tümünü kapalı ortamda tamamlayabilir. Bu sebeple soğuk ortamlarda popülasyonlarmı geliştirir ve dünya çapında çoğu bölgede sıklıkla görülür. Kene türlerinin çoğu kapalı ortamda hayvanlara bulaşabilir, fakat yaşam siklusunun tümünü içeride tamamlayamaz. R.sanguineus, çok sayıda memeli hayvan üzerinde beslenebilen bir tür olsa da, genellikle köpeklerde konakçı olarak tercih edilir ve büyük enfestasyonlar geliştirmeleri için köpeklere ihtiyaç duyarlar. Evlerdeki enfestasyonlar, hızla yüksek seviyelere ulaşabilir. Tipik olarak, kenelerin çok azı evin içine veya köpeklere gelir, genellikle kenelere evden uzak bölgelerde yaşayan köpeklerde rastlanır. Köpek sahiplerinin ilk fark ettikleri belirtilerden biri duvarlar ve perdelere tırmanan keneleri görmesidir. Kahverengi köpek kenesi köpekler dışındaki hayvanlara nadiren saldırır. Genellikle evin çevresinde barındırılan köpeklerde bulunma olasılığı yüksektir. Kahverengi köpek kenesi yoluyla insanlara hastalık bulaşma olasılığı düşüktür (Yalnızca Akdeniz Bölgesi’nde görülen Btonneuse fever dışında), fakat köpeklere bu kene tipi yoluyla canine erlichiosis ve babesiosis aktarılabilir. Keneler dünya çapında, özellikle ılıman iklimlerdeki bölgelerde ve köpekler üzerinde, evlerde, sıklıkla da vahşi yaşam çevrelerinde bulunur.

Yetişkin bir köpek kenesi, köpeğin kanına geçtikten sonra yaklaşık 1.000 ila 3.000 yumurta bırakabilir. Ev içindeki yumurtalar süpürgelik, pencere ve kapı eşikleri, perdeler, ev eşyaları ve halı kenarlarında bulunabilir. Yumurtalardan, 19 ile 60 gün arasında, altı bacaklı, küçük larvalar çıkar. Bu larvalar köpeğin kanındaki besin maddeleri ile beslenir. Larvalar o kadar küçüktür ki, çok sayıda larva bir araya gelmediği taktirde farkedilmeleri zordur. Larvalar altı gün süresince köpeğe bağlı kalırlar, mavimsi olur ve sonrasında yere düşerler.

Larvalar konakçıdan düştükten sonra sekiz ayaklı kırmızı kahverengi nimf haline gelmeleri altı ile 23 gün arasında sürer. Bu forma geçtikten sonra başka bir besin kaynağı arayışına çıkma ve tekrar bir köpek konakçı arayışına başlamaya hazırlardır. Nimfler köpeklere saldırır, kandaki gıda maddelerini tüketir, düşer ve 12 ile 29 gün içinde yetişkin forma geçerler. Kırmızımsı kahverengi renkte yetişkinler, tekrar beslenecekleri kan gıdaları arayışına çıkar, kana hücum eder ve mavimsi olurlar ve yaklaşık 1/3 inç uzunluğuna ulaşırlar.

Kana geçemeyen larvalar, nimfler ve yetişkinler kandaki besin maddeleri olmadan uzun dönemler süresince yaşamlarım sürdürür. Yetişkinlerin kan gıdaları olmadan 200 güne kadar yaşadıkları bilinen veriler arasındadır. Kapalı ortamlarda keneler, süpürgelik, pencere pervazları veya perdeler, kitaplıklar, ev eşyaları, ve halı altlarında saklanabilir. Açık ortamda ise binaların çevrelerindeki alanlar, bina dış kaplamaların kenarları veya balkonlarda bulunabilir.

Amerikan Köpek Kenesi

Amerikan köpek kenesi Florida bölgesinde pet ve insanlarda sık rastlanan bir canlıdır. Yetişkin erkekler ve dişiler, sıklıkla spor yapan insanlar veya dışarda çalışanların karşılaştığı görülür. Amerikan köpek kenesi genellikle diğer sıcakkanlı hayvanların kanıyla besleniyor olsa da, köpekler konakçı olarak tercih edilir. Amerikan köpek kenesinin nimf dönemleri sıklıkla yalnızca rodentlere saldırır.

Dişi köpek kenesi 4.000 ile 6.000 arasında yumurta bıraktıktan sonra ölür. Yumurtalardan, 36 ile 57 gün sonrasında larvalar dışarı çıkar. Aç larvalar konakçı arayışına başlar ve 540 gün yemek yemeden hayatta kalabilirler. Larva küçük bir rodent bulduğunda, bağlanır ve yaklaşık beş gün bu canlı sayesinde beslenir. Sonrasında larvalar konakçıdan düşer ve nimfal döneme geçer. Nimfler, 584 gün beslenmeden yaşayabilirler.

Yetişkinler, kan gıdalarını almak için köpek ve büyük hayvan arayışlarına çıkarlar. Yetişkin formlar, hiç gıda almadıkları halde iki yıla kadar hayatta kalabilirler. Amerikan köpek kenelerinin yetişkinleri ve diğer çok sayıda tür, yollarda ve patikalar üzerinde, çimlerde ve diğer düşük vegetasyonlarda bekleme pozisyonunda bulunabilir. Hayvanlar bu alanlardan geçtiğinden, kene sıkıca hayvana tutunur ve kısa zaman içerisinde konakçısı yoluyla beslenmeye başlar. Erkekler beslenip,üremelerini sürdürerek konakçı üzerinde kaldıkları zamanlar belirsizdir. Dişiler ise beslenir, eş bulur, kana saldırır, ve daha sonra yumurtaları bırakmak için koparlar. Amerikan köpek kenesinin, yaşam siklusunu tamamlaması üç ay ile üç yıl arasında sürer. Bu genellikle bir dış ortamlarda yaşayan bir kenedir ve yumurtalardan çıkım gerçekleştirmesi için iklimsel ve çevresel faktörlerin büyük etkileri vardır.

Kenelerin Önemi

Kenelerin varlığı, köpek ve insanlar açısından oldukça rahatsız edici bir durumdur. Köpekler üzerindeki ağır ve süregelen enfestasyonlar irritasyonlara yol açar ve köpeğin canlılığım yitirmesine sebep olur. Kenelerin konakçıdan uzaklaştırılması gerisinde yaraların kalmasına sebep olabilir ve bu yaralar kenenin bağlanma tipine göre enfekte kalmayı sürdürebilir. Kahverengi köpek kenesi tarafından nadiren insanlara enfeksiyon geçişi olur (Akdeniz ülkelerindeki Btonneuse fever dışında) ve canine erlichiosis ve babesiosis gibi hastalıkların köpeklere aktarılması söz konusu olabilir.

Amerikan köpek kenesi; Rocky Mountain Fever, tularemia ve diğer enfeksiyonların hayvanlardan insanlara taşınmasına sebep olabilir. Köpekler bu hastalıklar sebebiyle enfekte olmaz, ancak insanlar köpeklerden bu keneleri alarak enfekte olabilirler. Enfeksiyon organizmaları, keneler belirli bir kaç saat beslenmeden transfer olmadığından, kenelerin erken tespit edilmesi önem taşır. Amerikan köpek kenesinin köpeklerde ve çocuklarda paraliz oluşturduğu bilinir ve bu durum kenelerin iskeletin temeline veya spinal yapı boyunca yerleşmesi sonucu oluşur. Paraliz, beslenen kene tarafından üretilen toksin sekresyonu sebebiyle oluşur. Kene uzaklaştırıldığında, iyileşme hızlıdır, genellikle sekiz saat içinde gerçekleşir. Duyarlı hayvanlar üzerinde kenelerin tutunduğu herhangi bir bölge sebebiyle bile hayvanlarda paralizlerin görülmesi mümkün olabilir.

Kontrol

Kene enfestasyonlarının idaresinde izlenebilecek çok çeşitli stratejik yöntemler vardır. Bunların ilk ve en kolayı, doğru tedbirlerin oluşturulmasıyla sağlanan kişisel korunma veya saldırı durumuna karşı mekanik önlemlerin hazırda tutulmasıdır. Keneler, fark edildiği anda petler ve insanlar üzerinden uzman kişi tarafından uzaklaştırılmalıdır. Kenelerin uzaklaştırılması dikkatli, özenli ve yavaş olmalıdır. Eğer bağlanan kene bölünür, deride keneye dair parçalar kalırsa, bu durum hastalık ve sekonder enfeksiyonların oluşmasına sebep olabilir. Keneler cımbız veya benzeri aletlerle deriye girdikleri noktaya en yakın yerden kavranmak ve düz bir şekilde sabit basınçla çekilmelidir. Kene çıkarıldıktan sonra, ağız bölümüne yakın yerde çok az bir miktar deri parçası görülmelidir.

Kenelerin kovulmasında etkili olan çok çeşitli ürünler bulunur. Bunların bazılarının kıyafetler üzerine uygulanması gerekirken, deri kovucu olarak görev yapan diğer ürünler de vardır. Kıyafetlerinizin üzerini ilaçlarken deriye gelmemesine dikkat edin ve kıyafetlerin giymeden önce iyi kurutulmuş olduğundan emin olun. Genel olarak, ürün etiketi üzerindeki yönergeleri dikkatlice okuyup, bunları tam anlamıyla izleyerek her ürünün doğru şekilde kullanılmasını sağlayabilirsiniz.

İkinci strateji içinde ise; kenelerin hayatta kalması konusunda çevrenin uygunluğu yönlerinden peyzaj yönetiminin yapılması bulunur. Kenesiz bir çevre oluşturulmasında uygulanabilecek basit önlemler; çimlerin biçili olması, ölü yaprakların, çalıların ve çimlerin içindeki tohumların tümünün uzaklaştırılması, yeşillik alandaki ağaç gövdeleri ve çalıları biçilmesi, ve kedi ve köpeklerin ağaçlık alanlardan uzak kalmasını sağlamaya özen gösterilmesidir.

Son iki kontrol aşaması içinde; konakçı hedefli protokoller ve enfekte alanda yapılan uygulamalar bulunur. Bu alanda kullanılabilecek çok sayıda insektisit ürünler vardır ve bunlar spesifik olarak kene kontrolüne yönelik etiketlenmiştir. Bu pestisitlerden bazıları petlerin direkt tedavisiyle ilgili olarak onaylı olup, diğer bazıları ise enfekte bölgenin dezenfeksiyonuna yönelik düzenlenmiştir. Eğer şiddetli kene enfestasyonları meydana gelirse, petlerin, evin ve enfekte alanların aynı süreç içinde kontrol altına alınması gerekebilir.

Evlerde ve alanlarda belirlenen kahverengi köpek kenesi enfestasyonlarının kontrolü genellikle güçtür. Petler toz, solüsyon ve sprey formunda ilaçlarla tedavi edilmelidir. Toz formunda ilaçları hayvanın derisine yayarken, ilacın petin gözleri, burnu veya ağzına girmemesine özen gösterin. Hayvanlarda oluşan şiddetli kene enfestasyonlarında sprey ve solüsyon tipi ilaçlar kullanılabilir. Direkt pet tedavisine yönelik ürünler ve bu konuda tavsiyelere ilişkin veteriner hekimlere danışılmalıdır.

HIZLI KONTROL BAŞARIYI GETİRİR

İnsektisitler, evlerin içindeki alanlarda lamba, spot ışık kaynaklarına yakın bölgeler gibi kenelerin saklanabileceği yerlere özenle uygulanmalıdır. Bu ilaçlar kapalı ortamda, delik, yarık ve çatlak bulunan zeminler veya halılar üzerine kullanılmalıdır. Kapalı ortamda oluşan şiddetli enfeksiyonlarda veya kenelerin yumurtalarından yeni ve yoğun çıkımlar | olduğunda, hızlı bir kontrol sağlanması amacıyla uygun spreyler kullanılabilir. Açık alanlarda, peyzaja geniş çaplı bir ı insektisit uygulaması yapılarak enfestas-yonlu bölgeler temizlenmelidir. Özellikle j açık alanda hayvanların sık çıktığı bölgelere özel çaba harcanmalıdır. Kenelerin eliminasyonıınun sağlanmasında, iki ile dört hafta arasında değişen dönemler | çerçevesinde uygulama yapılması gerekebilir. Petler, ilaçlanan bölgeler kuruyana kadar bu alanlardan uzak tutulmalıdır. ı

KEDİ PİRELERİ (CTENOCEPHALIDES FELIS FELIS)

Bitlerin 2.000’in üzerinde tanımlanan türü vardır. En sık rastlanan evcil hayvan piresi, Ctenocephalides felis (Bouché) isimli kedi piresidir. Diğer pire tiplerinden farklı olarak, yetişkin kedi piresi konakçı üzerinde kalır.. Köpek piresi, Ctenocephalides canis (Curtis), kedi piresine benzerdir. Kedi pireleri, genellikle hem kedi hem de köpekler üzerinde Kuzey Amerika’da bulunur, ancak Avrupa’da köpek pireleri görülür. Her iki tipin ayrımı küçük bir morfolojik farklılık ile yapılır ve bu fark yalnızca yüksek mikroskobik muayeneler ışığında tespit edilebilir.

Yetişkin formlarda pireler

Yetişkin formları, titreşimlerle veya karbondioksit artışlarıyla stimüle edilir. Yaklaşık 3 mm büyüklüğünde, kırmızımsı kahveden siyaha kadar değişen renklerde, kanatsız ve genellikle lateral kısımları basıktır. Ön ayakları, çok tüylü bölgelerde koşmaya ve zıplamaya olanak sağlayacak şekilde güçlü ve iyi gelişmiştir. Yetişkin kedi bitlerinin yumurta oluşturmak için taze kana ihtiyaçları vardır. Bu yalnızca pirelerin pet hayvanlar üzerinde yaşadığı tek dönemdir. Yetişkinler dört ile yirmi beş gün arasında yaşarlar.

Yumurtalar

Kedi biti yumurtaları, yaklaşık saat başı ortama bırakılır. Bunlar oval, pürüzsüz ve yaklaşık 0.5mm boyutları udadır. Kuru, pürüzsüz, kaygan dış yüzeyleri sebebiyle yumurtaları hayvanların tüyleri arasından rahatça kayarak düşebilir. Beyaz yumurtaların; halı, saman ve çimen gibi bölgelerde fark edilmesi neredeyse imkansızdır. Bunlar, larva forma dönüşüm gerçekleşene kadar burada kalırlar.

Larvalar

İki günlük ovipozisyon sonrası, solucan benzeri larva yumurtadan çıkar. Larvaların uzunluğu 1.5 ile 5 mm arasındadır. Bu aşama beş ile 15 güne kadar sürer. Lar valarm gözleri yoktur. Ayakları bir miktar tüy ile kaplıdır ve dış iskeletleri üzerinde görülebilen zayıf, yarı saydam koyu renk-te bir sindirim sistemleri vardır. Larvalar, zemin kaplaması üzerindeki herhangi bir tipte organik atıkla beslenebilir, fakat temel diyet bileşenleri kurumuş yetişkin kedi biti dışkı materyalidir. Yetişkin bit dışkıları, aynı zamanda “Pire pisliği” olarak da bilinir, neredeyse sindirilmemiş bir kandan oluşur. Bu kan, yeni yumurtadan çıkan larvalar için petin gıda kaynağı oluşturması anlamına gelir. Larvalar; yağışlardan, irrigasyonlardan ve gün ışığından korunmakta olan, relatif rutubet 1 değerlerinin en az yüzde 75 olduğu ve sıcaklık değerlerinin 70 ile 90 °F’dir.

Pupalar

Yetişkin forma geçmeden önce, larvalar ipek kozalar oluşturarak bunların içinde gelişim gösterir. Kozaların yapışkan dış yüzeyi sebebiyle, kir ve atık maddeler bu dış yüzeye yapışır ve bunların kamufle olmasını sağlar. Pupalar, yetişkin pirelere dönüşene kadar kozalar içinde kalır.

Yaşam siklusu

Kedi piresinin yaşam siklusu tam bir metamorfozdan oluşur ve bunun için de yumurta, larva, pupa ve yetişkin dönemleri bulunur. Siklus genellikle 30 ile 75 gün arasında sürer, ancak sıcaklık ve nem gibi eksternal faktörler sebebiyle değişim gösterebilir.

Tıbbi ve Ekonomik Açıdan Önemi

Kedi pireleri, bubonik plak ve murin tifüsü gibi hastalıkların insanlara geçmesinden sorumlu tutulabilir, ancak bu konuya ilişkin sınırlı sayıda rapor vardır. Ayrıca, konakçı duyarlılığına bağlı olarak ısırıkları sonrasında çeşitli şiddetlerde allerjik reaksiyonlar oluşturabilirler. Kedi pireleri, intestinal parazit, köpek şeritleri (Dipylidium caninum) açısından hemen konakçı oluşturulur, bu da asalak kistini taşıyan bir pirenin pet tarafından alınması sonucu olur. Konakçı açısından sık görülen problemlerden biri de pire alerjisi dermatitidir Örneğin; yalnızca pire alerjisi dermatiti vakalarının tedavisi amacıyla Amerika Birleşik Devletlerimdeki pet sahipleri yıl boyunca milyonlarca dolar harcarlar. Genel kapsamda yalnızca pire kaynaklı veteriner masraflarının yaklaşık 2.8 milyar dolar olduğu hesaplanmıştır.

HASTALIĞIN EŞİK NOKTASI

Pireler, petlerin davranış değişimlerinin (örneğin; hayvanın sık kaşındığının gözlemlenmesi) farkına varılarak tespit edilebilir. Pire alerjisi dermatiti, hem hayvanlar hem de insanlar açısından masraflı ve oldukça rahatsız edici bir hastalıktır ve rahatsızlık oranlarının minimal seviyelere çekilmesinde erken teşhis ve tedavinin önemi büyüktür. Kedi pireleri enfeksiyon açısından vektör olarak görev yapabileceklerinden, genellikle pire bulunan bölgelerin aşırı kaşınması ve ısırılması sonrasında oluşan büyük huzursuzlukların giderilmesi amacıyla harekete geçilmelidir.

Kültür Kontrolü

Enfestasyonun etkin şekilde kontrol edilmesi için, pireler pet, ev ve alandan uzaklaştırılmalıdır. Yalnızca hayvandan pirelerin uzaklaştırılması yetersiz kalacak ve tedavinin başarısız olmasına sebep olacaktır. Hayvan üzerinde bulunan immature pirelerin yetişkinlere dönüşmesiyle sonradan reenfestasyon oluşabilir. Petin tedavisinde pire tarakları kullanılabilir, ancak bunlar yalnızca pirelerin %10 ile %60’lık kısmının uzaklaştırılmasını sağlar. Ancak, hayvanın şampuanlanması yoluyla, larva için yiyecek teşkil eden kurumuş kan ve deri artıklarının da uzaklaştırılması sağlanır. B vitamini, bira mayası (Brewer’s Yeast) ve sarımsak gibi diyete dayalı yöntemlerinde tedavi ile ilişkili miktar değeri olduğu bilimsel verilerle kanıtlanmıştır.

Kimyasal Kontrol

Yetişkin pirelere yönelik gelişmiş yöntemler, imidacloprid veya fipronil gibi topikal maddelerdir. Bir pestisit kullanımı sırasında, her zaman ilaç etiketini dikkat alın. İnsekt büyüme düzenleyicileri (IGR) ve insekt gelişimi inhibitörleri (İDİ), günlük veya aylık dozda uygulanır, yumurta ve larval gelişimi engeller, fakat yetişkin pireleri öldürmez. Metoprene ve pyriproxyfen, veteriner hekimler ve pest kontrol çalışanları içinde satışa sunulan, sprey ve pire tasmalarında bulunan IGR bileşenleridir. Lufenuron, veteriner hekimler içinde satışa sunulur, pete oral yolla uygulanan bir insekt gelişim inhibitörüdür. İnsektisit şampuanlar; belirli pyrethrin, carbamate ve citrus bileşenlerini içerir. Pennyroyal yağı, diğer doğal ürünler de şampuanlarda bulunur. Etkin bir kontrol sağlanmasında, eve de ilaç uygulamaları yapılmalı, özellik le hayvanın sık kullandığı alanlardaki yumurta ve larvaların kontrolü sağlanmalıdır. Bunun yapılmasında; vakumlu araçların kullanılmalı, yatak, döşeme ve halılar insektisit içeren spreylerle muamele edilmelidir. Vakumlu süpürge uygulamaları yalnızca halılardaki yumurta ve gıda kaynaklarını uzaklaştıracaktır. Larva, hah iplikleri arasına sıkışır ve pupa halıya yapışık kalır. Petin; çocukların oyun alanı, kalabalık depolar ve çalışma alanları gibi bölgelerden uzak tutulması l da önemlidir. Baraka ve köpek evleri gibi alanların da evin ilaçlanması süresince aynı yolla işlem görmesi önemlidir. Dış ortamların kontrolünde, hayvanın sık vakit geçirdiği kuru korumalı alanlarda piretiroid spreyler kullanabilir veya pyriproxyfen ve fenoxycarb gibi insekt gelişimi düzenleyicileri kullanılabilir. Bu maddeler özellikle açık alanlarda kontrol sağlanmasında etkilidir. Met-hoprene de açık alanlarda sık kullanılır, fakat güneş ışığına dayanıklı değildir. Larvalar, korumalı, kuru alanları tercih ettiğinden tüm bölgenin spreylenme-si İsrafil ve gereksiz olacaktır. îlaç uygulanması zor olan açık alanlara, petlerin girişi önlenmelidir. Açık alan kontrolü özellikle şiddetli pire enfestasyonlarında kullanılır ve pet ile evde pire kontrolü sağlandığı durumlarda şart değildir.

Biyolojik Kontrol

Bazı ülkelerde yararlı bir nematod olan Steineınema carpocapsae uygulamalarına yönelik araştırmalar yapılmaktadır. Bu nematodlar, yeşil alanlara sprey formunda uygulandığında, pire larvalarına geçerek onların paraziti haline gelip, larvaları zehirlerler. Eğer etiket yönergeleri dikkatli şekilde takip edilirse, pire popülasyonlarınm azaltılması sağlanabilir. Ancak, bu nematodlar özellikle kumlu kirlerde işe yarar ve yeterli toprak olmadığında etkinliğini yitirir.

Köpeklerin tüyleri kısa, orta uzunlukta ya da uzun olabilir. Uzun tüylü türler, daha özenli bir bakım gerektirir.

Kısa ve orta uzunlukta tüylere sahip köpekler kısa ve yumuşak kıllı fırçalarla taranmalıdır.

Sert ve uzun kıllı fırçalar köpeğin derisini çizebilir.

Uzun tüylü köpeklerde uzun ve sert kıllı fırçalar kullanılmalıdır. Uzun kıllar, sık ve uzun tüylerin arasına girip onları temizleyecek ve düzen verecek.

Özellikle Kaniş gibi kıvırcık ve sert tüylere sahip ırkların bakımında dişleri aralıklı taraklar, tel fırçalar faydalı olacaktır.

Neden fırçalamalı?

Özellikle tüy değişiminin gerçekleştiği ilkbahar ve sonbaharda, tüy bakımına özellikle dikkat edilmelidir. Gerekli tüy bakımı yapılmadığında, ölü tüyler vücuttan atılamaz. Fırçalanmayan tüyler köpeği rahatsız eder, kaşındırır. Onları kendi çabasıyla düşürmeye çalışır. Bu çaba, cildinin hasar görmesine ve mikrop kapmasına yol açabilir. Bunun sonucunda bazı deri hastalıkları gelişebilir. Köpeğin sağlıklı bir cilde ve tüylere sahip olmasını sağlamak için, tüy dökümü döneminde günde bir kez, diğer zamanlarda günaşırı fırçalamak gerekir.

Nasıl fırçalamalı?

Tüylerin fırçalanmasına baş üstünden başlayın ve orta sertlikteki kıl fırça ile sırtı kuyruğa doğru tarayın.

Daha sonra göğüs bölgesini ve yanları ayaklara doğru fırçalayın.

Sonra tüylerin çıkış yönünün tersine, bir kez daha fırçalayın.

Bu fırçalama, kıl diplerini güçlendirdiği, deriye masaj yaptığı gibi, kıl diplerine yerleşen toz ve zararlı maddeleri de yüzeye çıkarır.

Bundan sonra, tüylerin çıkış yönüne doğru bir kez daha fırçalayın. Islatıp iyice sıktığınız pamuklu bir bez parçasıyla tüylerin çıkış yönüne doğru bastırarak silin. Göğüs, karın ve bacak aralarını iyice temizleyin.

"Minik kedimciğim hasta.Ateşi var sanki,hafif de bir öksürüyor mu ne? Ne yapsam ki? Şimdi veteriner hekime gidene kadar ohooo, şurada bir aspirin olacaktı, ne var canım alt tarafı bebek aspirini ne olacak yani? Şunu bir yutturayım da sabaha bir şeyi kalmaz!"

Kedi sahipleri, küçük dostlarında fark ettikleri bir rahatsızlık ya da hastalık belirtisi olduğunu düşündükleri sebepler için aspirin vererek aslında çok büyük bir yanlışa düşmekteler.Gelin,iyi niyetle yaptığınız bir davranışın sonuçlarını birlikte görelim...

Etki Mekanizması

Salisilat etken maddesini içeren ilaçlar sıklıkla tercih edilen ve çok bilinen ağrı kesici ve ateş düşürücüdürler.Kolaylıkla bulunuyor olması ve düşük fiyatı sebebiyle de asetil salisilik asit içeren aspirin de hemen hemen her evde yer almaktadır.Dolayısıyla olumsuz bir durumda en fazla tükettiğimiz ilaçların başında gelir. Kedi ve köpekler için bile!

Oysa aspirin hem kedilerde hem de köpeklerde ciddi sonuçlar doğurabilecek rahatsızlıkların sebebidir. Kediler köpeklere oranla daha hassastırlar. Çünkü aspirinin vücutta yıkımlanma süresi daha uzundur.Aspirinin kedilerde terapötik dozu (etkili doz) ağız yoluyla alınmak kaydıyla 100-300 mg' dır.Hafif zehirlenmelerde kan plazmasındaki salisilat düzeyi 300-400 gr/ml'ye yükselir.Salisilat plazmada bu seviyenin üzerine çıktığında ağır zehirlenme belirtileri meydana gelmeye başlar.

Peki bu ansıl oluyor? Aslında aspirin veteriner hekimlikte de kullanılabilen bir ilaç.Fakat burada önemli olan doz ve tüketilme sıklığı.Kedilerin karaciğerlerinde salisilik asiti parçalayan enzim bulunmuyor.Bu sebeple de plazmadaki etken madde düzeyi çok yüksek seviyelere çıkabiliyor.Bilimsel verilere göre bir aspirinin kedinin vücudundan atılması için 3 gün gibi bir süre geçmesi gerekiyor. Bu süre geçmeden verilecek bir doz daha zehirlenmeye sebep oluyor.

Belirtiler

Kedilerde aspirinden hafif zehirlenme durumunda, bulantı, kanlı kusma, ilacın ateş düşürücü etkisine karşın vücut ısısında artış, anormal hızlı solunum ve bazen de ataklar gözlenir.Hayvan denge kuramaz, ayakta duramaz, sendeler ve düşer. Tedaviye cevap veren olgularda, işitme ve görme bozuklukları, gözbebeğinin sürekli büyük halde olması, denge problemleri kalıcı hasar olarak gözlenebilir. Ağır zehirlenme vakalarında ise diğerine benzer şekilde bulantı, kanlı kusma, solunum yetersizliği, vücutta aşırı su kaybı, terleme, kaslarda titreme ve koma hali görülmektedir.Bazen nöbetler de gelişebilmekte ayrıca nefes havasında belirgin şekilde aseton kokusu hissedilebilmektedir.

Teşhis

Kedi sahiplerinin verdikleri bilgiler klinik belirtilerle beraber idrar ve kan tahlillleri sonuçlarına göre tanıya gidilir.İdrarda bilirubin gözlenir, kanın pıhtılaşma süresi uzar, total serum protein miktarı artmış, lökosit (akyuvar) sayısı azalmıştır.Kanda ise pH düşük, CO2 yüksektir.Kesin teşhis, tahlil sonucu kanda salisilat saptanmasıyla konur.

Tedavi

Veteriner hekiminizin öngöreceği şekilde tedavi prosedürü uygulanır.Önemli olan, ilacı kesinlikle kullanmamak, kullanıldıysa sa en kısa sürede hekime başvurmaktır.

Dikkat

Kedinizin hasta olduğunu düşünüyorsanız, lütfen herhangi bir müdahalede bulunmayın! Gözlemleyin, durumu kötüye gidiyorsa derhal hekiminize başvurun.Bu noktada kesinlikle ilaç kullanmayın.Aspirin vermeyin! Oldukça ciddi sonuçlar doğurabilecek bu duruma engel olun.

Kaynakça: Prof.Dr.Hüseyin Yılmaz İmren'in Kedi ve Köpek Hastalıkları kitabı.

Köpek ve soğan

Soğan köpeklerde ciddi öldürücü anemiye neden olabilir.Çoğu köpek sahibi, çikolatanın köpeklerini hasta edebileceğini bilir, ancak soğanın öldürücü olabileceğini bilmezler (soğanın, sarımsak ve pırasa gibi akrabaları da dahil.)

Boylarına bağlı olarak, hasta olmaları için köpeklerin çok miktarda soğan yemeleri gerekmez. 25 gr soğan 10 kiloluk bir köpeği hasta e...debilirken, iri bir köpek hastalanıncaya kadar çok daha fazla miktarda soğan yiyebilir .soğanların ciğ olması gerekmez. Pişmiş veya kızartılmış olabilirler, hazır torbalardaki gibi kurutulmuş olabilirler veya herhangi başka bir şekilde pişirilip hazırlanmış olabilirler.

Soğanlar, kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobini okside ederek zehirlenmeye yol açar. Hemoglobin akciğerlerdeki oksijeni emer, sonra besinin enerjiye dönüştürülmesi için beden dokularına bırakır. Hemoglobin okside olduğunda, oksijeni aynım şekilde taşımayan kitleler oluşur. Bu küçük kitleler, mikroskop altında incelendiğinde kırmızı kan hücrelerinde görülebilir.

Veteriner hekimler çok sayıda kırmızı kan hücresinde kitle gördüklerinde, soğan zehirlenmesinden kuşkulanırlar, Normalde birkaç kırmızı kan hücresinde kitleler olabilir.

Kitleler genelde kendi başlarına yaşamı tehdit eden sorunlar oluşturmazlar, kırmızı kan hücreleri hala oksijeni taşımaya devam ederler, ama artık o kadar başarılı değillerdir. Aslında daha çok, kırmızı kan hücrelerinin ömürlerini kısalttıkları için sorun oluştururlar. Sonuçta soğan yiyen köpek anemik olur. Eğer bir köpek bir seferde çok miktarda soğan yerse, birkaç gün sonra ani anemi oluşabilir. Eğer köpek pek çok gün üst üste az miktarda soğan yerse, haftalar ya da aylar sonra yavaş yavaş anemik olur.

Soğan zehirlenmesi yaygın değildir. Mutfak artıkları içinde az miktarda verildiğinden, köpeklerde veteriner hekime götürmeyi gerektirecek kadar ağır belirtiler ortaya çıkmaz.

Çoğu köpek, teşhis testleri gerektirecek kadar hasta edecek miktarda soğan yemez. Ayrıca veteriner hekim sarımsak yiyen köpekler de görmezler. Oysa sarımsak da soğan gibi aynı sonuçlara neden olabilir, ancak sarımsak genellikle çok küçük miktarlarda verildiğinden köpeklerin zehirlenecek kadar yeme olasılıkları çok düşüktür.

Soğan zehirlenmesinin belirtileri, anemi ve bedende düşük oksijen ile aynıdır: halsizlik, zayıflık, kırmızi renkte idrar, enerji düşüklüğü, soluk ya da mavimsi diş etleri, özellikle idmandan sonra. Soğan zehirlenmesi bu belirtilerin yaygın bir nedeni olmasa da, gördüğünüz vakit göz önünde bulundurun.

Köpeğiniz çok miktarda soğan yer ise, onu derhal veteriner hekime götürün.

Köpeklerde gıda alerjisi nasıl oluşur?

Gıda alerjisi gıdanın içerdiği protein ya da tahıllara vücudun verdiği cevap sonucu gelişir. Köpekler yaşam süreleri içerisinde bir veya birden çok besin maddesine karşı alerjik reaksiyon gösterebilirler. Köpeklerde görülen alerjilerin yaklaşık olarak %10’unu oluşturan gıda alerjileri dişi veya . erkek, kısırlaştırılmış veya kısırlaştırılmamış, her ırktan ve her yaştan hayvanda yılın her ayında görülebilir. Gıda alerjilerinde köpeklerde en sık karşılaşılan belirti kaşıntıdır. Sonrasında kaşınan bölgelerin ısırılması veya yalanması, bölgesel tüy dökülmeleri veya deride kızarıklık hatta kelleşmiş noktalar dahi görülebilir. Bazı durumlarda kusma veya ishal gibi reaksiyonlarla da karşılaşılabilir.

Yavru köpeklerde gıda alerjileri?

Erken dönemde sütten kesilen yavru köpeklerde gıda alerjileri ile sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bunun en önemli nedenleri arasında yetişkin sağlıklı hayvanların ince bağırsaklarında emilimini sınırlandıran koruyucu bir bariyere sahip olmasına karşın yavru köpeklerde bu bariyerin henüztamamen gelişmemiş olması sayılabilir. Dolayısıyla protein kaynağı, henüz tam olarak gelişmemiş olan bağırsağa gelir, buradan bariyeri rahatlıkla geçerek reaksiyonu tetikler. Sonuç olarak alerjik reaksiyonun belirtileri kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki yavru köpeklerde alerjik reaksiyonlara karşı korunmanın en etkili yolu yüksek kaliteli protein kaynaklarının kullanılmasıdır.

Alerjiye uygun beslenme: Hidrolize protein diyeti

Günümüzde, gıda alerjisi olan köpekler için en ideal beslenmenin 'hidrolize protein diyeti' ile olduğu kabul edilmektedir. Hidrolize protein diyetinde yapılan işlem protein kaynağının hidroliz yoluyla daha küçük parçalara ayrılarak alerjen özelliğinin azaltılması ve alerji riskinin yok denecek kadar aza indirilmesidir.

Gıda alerjisine neden olan besin maddesi tespit edilmediği veya hidrolize protein diyeti kullanılmadığı sürece, deri problemleri yayılarak kronikleşebilir. Dolayısıyla gıda alerjisi problemi olan köpek sahiplerine evcil hayvanlarının alerjisiz bir hayat yaşamaları için daha fazla görev düşmektedir.

Köpeklerimizi alerjiden nasıl koruyabiliriz?

Gıda alerjileri alerjiye neden olan etkenin yani antijenin tespiti yapıldığında diyet düzenlenmesi ile kolayca giderilebilecek bir sorundur. Ancak alerji testi çok kolay ve ucuz bir yöntem olmadığı gibi, her zaman sağlıklı sonuçlar vermez. Bu nedenle etkenin tespiti için alternatif yöntemler ve veteriner hekiminizin size önerebileceği farklı diyetler kullanılabilir.Gıda eliminasyon diyetleri Tanı için uygulanabilecek en pratik yol "gıda eliminasyon diyeti’ uygulamasıdır.Gıda eliminasyonun öncelikli amacı alerjinin gıda kaynaklı olup olmadığından emin olmaktır.En uygun ve güvenilir yöntem alerjen etkisi azaltılmış besinlerin kullanımı olacaktır.

Bu amaçla kullanılan ürünler sadece veteriner hekim tavsiyesiyle kullanılır ve hidrolize protein diyeti olarak adlandırılır.

Hangi gıdalar alerjiye yol açar?

Yaygın kanının aksine, herhangi bir besin grubunun (tavuk eti, balık eti, kuzu eti vb.) alerjik etki oluşturduğu gibi bir genelleme yapmak yanlış olacaktır. Unutulmamalıdır ki her köpek farklı bir besin maddesine karşı alerjik reaksiyon gösterebilir, yani hiçbir besin maddesi için güvenli veya tehlikeli diyemeyiz. Son dönemlerde en çok alerjiye sebep olan protein kaynaklarının tavuk eti ve benzeri besinler olduğu düşünülse de, bu besin maddelerinin alerji yapma ihtimalinin diğer protein kaynaklarından fazla olmadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Köpek ve İnsan Yaşı...Köpeklerde yavruluktan gençliğe ve gençlikten erginliğe geçiş hızlı gerçekleşir.

Köpekler birkaç yıl süreli bir erginlik döneminden geçer. Köpeklerde yaşam süresini belirleyen etmenler arasında, köpeğin yaşadığı ortam, ırkı, sağlık durumu, maruz kaldığı hijyenik koşullar, idman yapma sıklığı ve beslenme şekli sıralanabilir. Şpitz (İng. Spitz) ve Tilki Teriyeri (İng. Fox Terrier) gibi ırklar uzun ömürlüdür ve on sekiz hatta yirmi yıl yaşayabilir. Boksör [İng. Boxer) ve Alman Çoban Köpeği ise, on iki veya on üç yaşına geldiğinde yaşlanmış kabul edilir.

Köpeklerin insanlarınkine karşılık gelen yaşının hesaplanabilmesi için köpeğin yaşının yediyle çarpılması gerektiğini söylemek çok da doğru değildir. Ne de olsa, bir yaşında bir dişi köpek üremeye hazır kabul edilmesine karşın, yedi yaşında bir çocuk bunun için henüz çok küçüktür. Aşağıdaki tabloda, köpek ve insan yaşları arasındaki bağlantı daha akla yatkın bir şekilde sunulmuştur. Bu tabloda, köpeğin yaşı, insanlardaki karşılığının bulunabilmesi için değişen katsayılarla çarpılmıştır.

Tabloda da görüldüğü gibi, köpekler ortalama on iki yıl yaşar ve yaşam süreleri genellikle on beş yılı geçmez. Bu, kuşkusuz, bu denli değerli bir hayvan için kısa bir süredir ve doğanın bu konuda köpeklere cömert davranmadığı söylenebilir. Düşünsenize, bir papağan ortalama yüz yıl, kanarya yirmi yıl, öküzkurbağası on altı ve dil balığı on beş yıl yaşamaktadır!

Köpeğin gelişimi, üç ve beş yaş arasında tamamlanır. Bu dönemde, köpeğin fiziksel gelişimi tamamlanmış olup, enerjisi de doruk noktasındadır. Köpek yedi veya sekiz yaşına geldiğinde, yavaş yavaş çökmeye başlar. Bu dönemde, refakatçi köpekler sessizlik ve huzur arayışında olur, daha fazla uyur ve kış mevsiminde, kalorifere yakın bir yere kıvrılmayı yeğler. Koruma ve av köpekleri ise, gençken sergiledikleri dirençten ve saldırganlıktan vazgeçer.

Yaşlanma sürecinde köpekler hemen her zaman sağır olurlar; katarakt olabilirler ve dişleri dökülerek çiğnemeleri de güçleşebilir. Erkek köpeklerde prostat bezinin büyümesine bağlı olarak idrar yapmada güçlük ortaya çıkabilir. Yaşlanmanın köpeğin kişiliği üzerindeki etkilerinden söz edilecek olursa, köpeğin gençken sergilediği tutumların tersini sergilemesi daha belirgin bir hal alır ve köpeğin alışkanlıklarına bağlılığı artar.

Yaşlanan bir köpeğin sağlık durumu, büyük ölçüde gençliğinde maruz kaldığı bakım ve beslemeye bağlıdır. Köpek, gençliğinde çokça idman yapmış, temiz hava ve güneş ışığı almışsa, temiz bir ortamda barındırılmış, iyi beslenmiş, soğuktan korunmuş ve düzenli olarak veteriner hekim kontrolünden geçmiş ise, yaşlılığında sağlık sorunu yaşaması olasılığı daha düşüktür.

Köpek Katsayı İnsan
2 aylık 7 14 aylık
6 aylık 10 5 yaş
8 aylık 12.5 9 yaş
12 aylık 14 14 yaş
18 aylık 13.3 20 yaş
2 yaş 12 24 yaş
3 yaş 10 30 yaş
4 yaş 9 36 yaş
5 yaş 8 40 yaş
6 yaş 7 42 yaş
7 yaş 7 49 yaş
8 yaş 7 56 yaş
9 yaş 7 63 yaş
10 yaş 6.5 65 yaş
11 yaş 6.5 71 yaş
12 yaş 6.3 75 yaş
13 yaş 6.2 80 yaş
14 yaş 6 84 yaş
15 yaş 5.8 87 yaş
16 yaş 5.6 89 yaş

Yaşlı köpekler bakım gerektirir. Yaşlı bir köpek, sessiz ortamlarda barındırılmalıdır ve kolay sindirilebilir yiyeceklerle beslenmelidir (ağırlıklı olarak çorba ve daha az et). Öte yandan, şişmanlaması önlenmeli ve idman yaptırılmalı ama yormaktan da kaçınılmalıdır.

Köpekler, genellikle sessiz sedasız ölür. Acı veren ve sağaltımı mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmaları halinde ötenaziye başvurulabilir. Bu durumda, hayvan, veteriner hekim tarafından yapılan acısız bir enjeksiyon ile uyutulur. Köpeğin boş yere acı çekmesine son vermek kuşkusuz kolay bir iş değildir. Ancak ötenazi kararı, duyarlı bir hayvan sahibinin dostu için artık hiç umut kalmadığında yerine getirmesi gereken bir görev ve aynı zamanda sevgisinin de bir göstergesidir. Köpeğin ölümü, geride büyük bir boşluk bırakır. Onun .okluğunda günler hüzünlü geçer. Ancak, istendiği taktirde bu boşluk doldurulabilir. Her zaman, yakınlarda, sahiplenmeyi bekleyen bir köpek yavrusu vardır.

Kedi sadece miyavdan ibaret değildir.Kedi insan ve diğer hayvanlarla konuşmak için vücut dilini kullanır.

Dikkatli izlendiğinizde kedinin vücut pozisyonları ve hareketlerinin tüm ruh halini yansıttığını kolaylıkla görebilirsiniz.Kuyruğunun yukarda oluşu rahat olduğunu gösterir.

Beslenme, insanlar kadar hayvanlar için de önemlidir. Özellikle evlerde beslenen kedi ve köpekler için uygun bir beslenme programı yürütülmelidir. Bu sayede hayvanlar çok daha sağlıklı olacaktır ve bu onların psikolojik yönden de iyi olmasını sağlayacaktır. Mutlu bir kedi kuşkusuz insanları da mutlu edecektir.

Mutsuz olan ve dengeli beslenmeyen bir kedi sıkıntı yaratacak, hasta olacak ve sizler için zorlu dönemler başlayacaktır. Bu nedenle kedilerin beslenmesine dikkat ederek uygun ve gerekli şekillerde beslenme programı oluşturulmalıdır. Özellikle hayvanlar hakkında bilgisi olmayan kişilerin bu konuda kesinlikle bir veterinerden destek alması gerekir. Kediler hakkında her şeyi bilmeniz tabi ki mümkün değildir. Bu nedenle bu konudaki eksiklikler veterinerler ile kolayca çözümlenebilir. Kedileriniz için bu nedenle mutlaka bir veteriner seçmelisiniz. Aşılarından diğer sağlık konularına kadar her türlü sorunu bu veteriner eşliğinde çözebileceğiniz gibi özellikle acil durumlarda bu veterinere danışarak kedinizin sağlığını güvence altına alabilirsiniz. Beslenme konusunda ise mamalar en iyi seçim olacaktır. Kedilerin ihtiyaç duyacağı her şeyi bünyesinde bulunduran kedi mamaları bu sayede kedilerin tam olarak gereksinimlerini karşılayabilmektedir. Bu bakımdan kedi mamaları oldukça ideal durumadır ve sizler de bu mamaları tercih edebilirsiniz. Kedi mamaları piyasada çeşitli markalar altında satılmaktadır. Yine bu konuda veteriner yardımı almanız ve internet üzerinden bu mamayı araştırmanız yararlı olacaktır. kedi forumlarında seçtiğiniz mamayı kullanan ve olumlu, olumsuz değerlendirmesini yapan kişileri de bulabilirsiniz.

Kedi beslenmesinde günümüzde yapılan yanlışlar yağlı ev yemeği ile beslemeye çalışmaktır. Ev yemeklerinin bir çoğu kediler için uygun olmamaktadır. Bu nedenle ev yemeği yerine kedi maması seçmeniz çok daha yerinde bir davranış olacaktır. İlla ki ev yemeği vermek istiyorsanız biraz araştırma yaparak onun için zararı olmayacağına emin olduğunuz ev yemeklerini vermenizi öneririz. Bu kediniz için de değişiklik olacaktır.

Kedilerin en çok sevdiği kedi maması ise balık, et, tavuk, yumurta, ciğer, peynir ve süttür. Kediniz tatlı besinleri de oldukça sevecektir. Fakat hiçbir şekilde kedinize tatlı vermeniz tavsiye edilmez. Hem kedilerde hem köpeklerde tatlı çok ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Bu nedenle kedinizin sağlığının olumsuz etkilemek için tatlı vermemeniz önerilmektedir.

Kedinizin cinsine ve sağlık durumuna bağlı olarak ek takviyeler yapmanız gerekebilir. Bunlar veteriner kontrolünde karar verilmelidir. Bu yolla vitaminler ve çeşitli destekler kedinize vererek onun daha iyi olmasını sağlayabilirsiniz.

Mama her ne kadar iyi olsa da kedilerin beslenmesinde sürekli aynı şey sıkıntı yaratabilir. Bu nedenle uygun ve farklı bir beslenme programı uygulamanız her zaman için iyi olacaktır. Öyle ki bu program dâhilinde kediniz sürekli aynı şeyleri yemeyeceği için kedi beslenme sorunu yaşamadan farklı besinler ile kedinizi besleyebilirsiniz. Yukarıda belirtilen yiyeceklerden kediniz için uygun olanları tercih edebilir ve haftalık olarak bir program hazırlayabilirsiniz. Bu sayede hem sizin için yemek sorunu ortadan kalkacaktır hem de kediniz alması gereken tüm vitaminleri alarak sağlıklı bir şekilde yaşamına devam edecektir.

Tüm bunlar dâhilinde ihmal edilmemesi gereken ve doğru bir şekilde yapılması gereken kedi beslenmesi için takıldığınız noktalarda mutlaka bir uzmana başvurmalısınız. Ufak tefek sorunlarda dahi bu şekilde davranmalısınız. Bu sayede kedilerinizi mutlu bir şekilde besleyebilir ve hiçbir şekilde sorun yaşamadan birlikte hayatınıza devam edebilirsiniz.

Diş fırçalama işlemini köpekler için üretilmiş özel bir diş fırçası ve diş macunu yardımıyla kolaylıkla yapabilirsiniz. İnsanların kullandığı fırçalara göre, köpeklerindiş fırçalarının kılları daha yumuşak ve özel açılıdır.

Parmağınıza takarak kullanabileceğiniz fırçalarda piyasada mevcuttur.İnsan diş macunları bu işlem için uygun değildir.Köpeğinizde mide ağrısına sebep olabilir.

Köpeğinizin rahat olduğundan emin olduğunuzda fırçalama işlemine başlayabilirsiniz.En sağlıklısıda onu bunaltmadan,hoşnutsuz etmeden parça parça dişlerini fırçalamaktır.Rahatsızlık duyduğunda fırçalama işlemini bırakıp bir süre sonra kaldığınız yerden işleme devam etmelisiniz.

Fırçalama işleminden önce parmaklarınızı dişlerinde hareket ettirerek alıştırma dersleri yapmakta fayda vardır.

Diş macununu parmaklarınıza koyup köpeğinizin yalamasına izin verirseniz,macunun tadından hoşlanan köpeğinizde diş fırçalama işlemi daha kolay yapılabilecektir.

Anne kedi yavruyu kabul etmiyormu? Süt anne bulamadınız mı? O halde sizin bakımınız olmadan yavru hayatta kalamaz.

Yavru kedi doğumdan sonraki ilk 10 günde gözlerini açar. Besleme işlemi için şırınga veye biberon kullanabilirsiniz.

Yavru kedi mamaları yetişkin kedi mamalarına göre daha farklıdır. Yüksek protein içerirler. Kolaylıkla dışkılanabilmesi için diet yaş mama olmalıdır. Her 2 saatte bir yavruyu beslemeniz gerekir. Asla inek sütü ile beslemeyin. Bu yavruda ishal ve hazımsızlık yapar. İlk etapta vücut ısısını ayarlayamayacağı için de yavruyu sıcak tutmaya çalışın. Yavrunun doyduktan sonra mışıl mışıl uyumasında bu çok kolaylık sağlar.

2. haftasında dişleri çıkmaya başlayan kedinizi 3. haftasında mama kabından yedirme alıştırmalarına başlatabilirsiniz. Anne kedi yavruyu yalayarak yediklerini sindirmesine yardımcı olur. Yavrunun idrar ve dışkısını bu şekilde yaptırır. Annesiz bir yavruya bakmaya başladıysanız mutlaka veteriner hekiminizden tuvaletini yaptırma konusunda bilgi alın.

Yavru kedi kendi ailesi ve kardeşleriyleyken nasıl oynayacağını, nasıl sosyalleşeceğini kolaylıkla öğrenir. 2 ila 3 haftada ayakta durmaya başlayan kediniz için oyun ve sosyalleşme süreci 3 ila 4 haftada başlar. Yavruyu ilk sahiplendiğinizde paraziter yönden ve sağlıklı olup olmadığına dair muayenesi yapılması için veteriner hekime götürülmelisiniz. Yeni doğan bir yavru 8-9 haftalık oluncaya değin aşılanmamalıdır.

Parazit Nedir?

Önce parazit nedir ona bir bakalım. Parazit en basit anlatımla, yaşaması için başka bir canlıya gereksinim duyan organizmalara verilen addır. Parazitler, bir canlı üzerinde ya da içinde yaşamlarını sürdürebildikleri gibi, yaşam döngülerinin sadece bir bölümünü konaklayarak geçirip, ortamı terk eder ve başka bir canlıda yaşamlarını devam ettirebilirler.

İç Parazit & Dış Parazit

Konağın üzerinde ya da içinde yaşamlarını sürdürebildiklerini söyledik. Bu noktada parazitleri ikiye ayırıyoruz. Dış parazitler ve iç parazitler olmak üzere. İç parazitler konağın, iç organlarına ya da kanına yerleşebilirler. Örnek vermek gerekirse, kalp kurtları, bağırsak solucanları ya da kan parazitlerini sıralayabiliriz. Hatırlatmakta fayda var; dış parazitler sadece pire ve kene ile sınırlı değil. Bitler ve uyuz etkenleri de bunların arasında sayılabilir. Kene ve pireler canlının vücut dış yüzeyine yerleşirler ve kan emerek beslenirler.

Dış Parazitler Ne Yapar?

Aşırı kaşıntı, tüy dökülmeleri, deri bütünlüğünde bozulmalara sebep olan dış parazit enfestasyonları bu problemlere sebep olmanın dışında, petlerimizin kanını emerek beslendiklerinden dolayı , onlara büyük zarar verir. Kan emerek anemiye neden oldukları gibi, deride alerjik reaksiyonlar oluştururlar. Ayrıca bu parazitler çeşitli hastalık etkenleri taşıma riski yüksek olduğundan pet sağlığında önemli yer teşkil etmektedir. Bu etkenler aynı zamanda zoonoz olarak nitelendirdiğimiz hayvanlardan insanlara geçen bazı hastalıkların da taşıyıcı olduklarından (ki buna en yakın örnek son yıllarda ülkemizde de insan ölümlerine sebep olan kenelerden bulaşan, Kırım Kongo Kanamalı Ateş Hastalığıdır.) parazitlerle mücadele çok önemlidir.

Her Zaman, Her Yerde Var mı?

Petlerde dış parazit enfeksiyonları, bahar ve yaz aylarında pire ve kene populasyonlarındaki artış sebebiyle, sıklıkla karşılaştığımız bir problemdir. Dışarıda vakit geçirdiğimiz süre içinde, köpeğimiz sürekli otların içinde oynayacak, çalılıklara girecek ve dış parazitlerden kaçınması olanaksız olacaktır. Dış parazitler sadece bahar ve yaz aylarında değil, hemen hemen yılın tamammında gözlenebilmektedir.

Pire

Dışarıda gezinti sırasında köpeğinizin tüylerine gelebilecek bir ya da birkaç tane pire çok kısa sürede çoğalacak ve onu rahatsız edecek, ayrıca bahsetmiş olduğumuz pek çok olumsuzluklara yol açabileceklerdir. Pireler yumurtaları ile çoğalan, kanatsız, ergin halde zıplayarak hareket eden ve üzerine yerleştiği konağı ısırıp, kan emerek beslenen parazitlerdir. Bazen tek bir pire bile köpeğiniz de alerjik reaksiyonlara sebep olabilmektedir. Aynı zamanda pireler insanlara da sıçrayarak ısırabilirler. Pirelerin, başta bağırsak iç parazitlerinin taşıyıcıları olduğunu söylemeliyiz. Ayrıca insanlarda kedi tırmalama ateşi, tifüs gibi önemli hastalıkların da bulaşmasında etkin rol oynamaktadırlar.

Kene

Keneler pirelerden farklı olarak sıçramazlar, fakat toprakta yüksek sayıda bulunur ve köpeğinizin derisine yapışıp kan emerek büyük zararlar verir. Keneler kan emdikçe büyürler. Kısa zamanda yumurtlamak suretiyle çoğalır ve geniş alanlara yayılırlar. Yoğun kene enfestasyonlarında köpeğin anemik hal alması kaçınılmazdır. Keneler de aynı pireler gibi birçok hastalığın taşınmasında rol oynarlar.

Ne Yapalım?

Anlatmış olduğumuz sebeplerden dolayı mutlaka önlem almanız şarttır. Eğer can dostunuzun üzerinde pire ve keneye rastladıysanız, müdahale etmeden veteriner hekiminize danışmalısınız. Çünkü bilinçsiz yapılan davranışlar, daha büyük sorunlara yol açabilirler. Örneğin keneyi yerinden çıkarmaya çalışırken, ağız kısmının kenetlendiği yerde bırakılma durumunda deride sekonder enfeksiyonlar meydana gelebilir. Ya da pire mücadelesi için, köpeğinize uygun olmayan bir ilaç kullanımı da büyük sorunları beraberinde getirir. Bu sebeple veteriner hekiminiz bu konuda size yardımcı olacaktır. Köpeğiniz için aldığınız önlemlerin dışında katiyetle bulunduğu ortamı da uygun hale getirmelisiniz. Yatağını,kulübesini ve bulunduğu ortamı uygun dezenfektanlarla temizlemek, bahçede gerekli ilaçlamayı yapmak gibi.

Parazit Nedir?

Muhabbet kuşlarında tiroid bezinin en yaygın hastalığı guatrdır.

Guatr Hastalığı Nedeni :

Kuşlarda guatrın bir çok farklı sebebi olabilir.Yetersiz miktarda iyot içeren tohum taneleri ile beslenmeye bağlı olarak; guatr hastalığına yol açan soya fasulyesi, keten tohumu, kolza tohumu, şalgam türevleri, lahana ve lahana ailesinden kıvırcık lahana ve brokoli gibi bitkilerin yenmesi; tiroid bezinin enfeksiyonları veorganofosfat gibi zehirli maddelerin alınması gibi durumlarda ortaya çıkabilir.

Tiroid bezi göğüs kafesinde yer aldığı için özellikle aşırı büyüdüğü durumlarda kalp, akciğerler, hava keseleri ve bazen de sindirim sistemi organları üzerinde basınç oluşturarak bu organların çalışması ile ilgili sorunlara yol açabilir. Büyümüş tiroid bezinin kalp üzerindeki baskısıyla solunum sisteminde ve bazen de sindirim sisteminde sıvı toplanmaları da oluşabilir.

Guatr Hastalığı Belirtileri :

Guatr hastalığında en sık görülen belirtiler; zor yutkunma, kursakta şişkinlik, yem çıkarma, kilo ve iştah kaybı, zor nefes alma, hırıltılı solunum, sürekli bir cikleme sesi ve ötüş bozukluklarıdır.Aşırı büyümüş tiroid bezi, bazı kuş türlerinde elle hissedilebilse bile, özellikle muhabbet kuşlarında büyüme göğüs kafesine doğru olduğu için radyografi muayenesi gerekir.

Guatr Hastalığı Tedavi Yolları / Sağaltım:

Tiroid hormonu düzeyleri kan testleri ile de tespit edilebilir.Hastalık iyot yetersizliğinden kaynaklanıyorsa düzenli olarak içme suyuna iyot katılması ve gerekirse ilaç olarak iyot kullanılması yoluyla tedavi edilebilir.

Çiçek hastalığı virüstür. Tedavisinde antibiyotikler faydalı olmaz.Tek yapılacak şey kümese yabancı kuş getirmemek, ziyaretçileri yasaklamak,eğer kümese ziyaretçi almak zorunda iseniz üst baş değiştirmek ,en azından üzerine önlük,başına şapka giydirip ayakkabısını çıkartıp terlikle sokmak gerekir. Kümesi temiz tutup sık sık değişik dezenfektanlarla yerleri duvarları ve malzemeleri temizlemek gerekir.

Çiçek Hastalığı Belirtileri :

Kuşçuluk için Vebadır. En belirgin özelliği, kesin ve çabuk kitlesel ölümlerdir. Çok çabuk bulaşır ( 7-8 gün içinde). Gaga, göz çevresi ve ayaklarda gözükür. Hastalanan kuş aşısı yapılmazsa 8 günde, ağzını aça aça, kuyruğunu sallaya sallaya ölür.

Çiçek Hastalığı Tedavi Yollar ı/ Sağaltım :

Kanareien Pocken adlı bu aşı yurt dışından getirilmektedir. Yavru en az 6 haftalık olmalıdır. Hastalık olsun olmasın senede bir kez bütün kuşlar aşılanmalıdır.

Türkiye de hemen her kümeste çiçek mikrobu bulunur. Bu mikrop sıcak ve nemli yerler de salgın yaratır. Bu yüzden her yetiştirici 10. ayda mutlaka aşı yaptırmalıdır. Unutmayalım ki bu savaştan sadece aşı yaptırarak başa çıkabiliriz.

Kuşlarda tüy dökülmeleri ve tüy yolmanın ana nedenleri ..

  • Tüylerdeki gelişim eksiklikleri
  • Yaralanmalar
  • Göz yaşı akıntıları
  • Alerjik nedenler
  • Akarlar
  • Hormonal eksiklikler
  • Protozoal hastalıklar
  • Çevresel faktörler
  • Kıl folikülleri iltihapları
  • Viral enfeksiyonlar
  • Stres
  • Alışkanlıklar diye sıralanabilir.

Tüy gelişim eksikliğinde tüylü olınası gereken bölgelerde tüy bulunmaz. Cıkan tüyler anormal yapıdadır. kısa süre içinde dökülür yada çıkış süresi uzar (normal süre 21-25 gün)

Yaralanmalara bağlı olarak oluşan tüy dökülmelerinde yaralanmanın deride oluşturduğu tahribat önemlidir. serin ve kıl foliküllerinin tahrip olduğu olaylarda yara bölgesi iyileştikten sonrada bu bölgede yeni tüyler çıkmaz. hafif yaralanmalarda dökülen tüyler normal süresi içinde tekrar çıkar.

Göz yaşı akıntılarının bol olduğu durumlarda ki bazı sistemik hastalıklar ve göz hastalıkları bu guruptadır. göz yaşının temas ettiği bölgelerdeki kıllçar dökülürler eğer rahatsızlık devam eder ve kuşunuz tedavi edilmezse bu akıntılar bölgede irkiltilere neden olur ve birdaha o bölgeden kolay kolay tüy çıkmaz

Kozalaklı ağaçlarla temas eden bazı türlerde alerjik reaksiyonlara bağlı tüy dökülmeleri görülür. Alerjen maddeler ortadan kaldırıldığında yada bu tür maddelere kuşun teması engellendiğinde tüyler tekrar çıkar.

Akarlar bir parazit türüdür. göz ,gaga ve vent bölgesinde bal peteğine benzeyen yaralar oluştururlar. bu bölgelerde tüy dökülmelkeri oluşur.

Tüyün yeniden çıkmadığı veya tüy değişiminin gerçekleşmediği kuşlarda şişmanlık yada deri tümörleri varsa tiroit bezinin düzgün çalışmadığından şüphelenmek gerekir

Protozoal hastalıklarda özellikle muhabbet kuşları ve. Cockatiellerde göğsün gerisinde tüy dökülmeleri olabilir

Çevresel faktörlerde kuşun bulunduğu ortamdaki hava nemindeki düşüşlerde de tüyün çıkma süresinde uzama ve tüy dökülmeleri görülebilir

Polifolikulitis adı verilen yaygın kıl folikülleri iltihaplarında da tüy dökülmeleri oluşur ve yeni tüyün çıkma süresi başlarda uzar tedavi edilmediği durumlarda tüysüzlük kalıcı olabilir.

Kuşlarda görülen pek çok viral hastalıkda geçici tüy dökülmeleri görülebilir

Kuşun kendi tüyünü yolması olgusuysa pek çok nedene bağlı olarak şekillenir ve sistemik bir muayeneyi gerektirir.

  • Enfeksiyonlar
  • Metabolik hastalıklar
  • Zehirlenmeler
  • Tüy ve deri parazitleri
  • Kıl folikülü iltihapları
  • Hormanal sistem rahatsızlıkları
  • Tümörler
  • Üreme sistemi anormallikleri
  • Davranış bozuklukları v.b pek çok sebeb sayılabilir.

Erkek kuşlarda görülebilen bazı davranışlar ; Dişi kuşlara hatta kendi yavrularına karşı saldırganlık göstererek onlarda tüy dökülmelerine neden olabilirler. Erkek kuşlar bazan yuva yapmak amacıyla kendi tüylerini yolabilirler. Erişkin kuşlar daha genç kuşlarla bir araya konulduklarında da erişkinlerde kendi tüylerini yolma davranışı görülebilir. Cockatiel ve Macavv'ların yanma dişi kuş konulmadığında kendi tüylerini yolma davranışı gösterirler, kafes boyunun azlığı kuşlara banyo yapma imkanının tanınmamasında da tüylerin yolunması davranışı görülebilir. piskolojik tüy yolma ise daha çok Amazon papağanı, Afrika gri papağanı ve Macaw'da görülür. Uygulanan yanlış tedavi yöntemleri tüy yolma alışkanlığının oluşmasının en büyük nedenidir. Çünkü Tüy yolma Uzun süren hastalık yada sttres sonucu oluşur. Kuşlarda tüy yolma problemi ortaya çıkar çıkmnaz mutlaka veteriner hekime muayene ettirilip nedenler tespit edilmeli ve gereken tedavi yöntemi titizlikle uygulanmalıdır.

Kuşlar ilk olarak kanat ve kuyruk sonra sırt ve göğüs bölgesi tüylerini yolarlar, baş ve boyun bölgesindeki tüyler sağlam kalır. Psikolojik tüy yolmanın nedenleri alışkanlık, can sıkmtısı, korku, sinirlilik, yeni kafes arkadaşı, yeni oyuncak, eve başka bir hayvanın alınması. kafes arkadaşının olmayışı, kafes arkadaşının ölmesi ve diyet değişikliğidi gibi sebepler olabileceği gibi Hipotroidizimde özellikle baş bölgesinde kasıntısız ve kabuklanmanın bulunmadığı tüy dökülmesi de olabilir.

Teşhis ve Tedavi : Yukarda bahsedildiği gibi tüy yolma yada tüysüz kalamanın nedenleri oldukça çoktur. Tedavi ve teşhiste mutlaka veteriner ekiminizin sizi yönlendirmesine ve verdiği reçetenin dikkatli bir şekilde uygulanmasına dikkat ediniz.

Kaplumbağamın gözleri kapandı/şişti neden ? Su kaplumbağalarında sıklıkla görülen sistemik bir enfeksiyonun belirtisi olan göz kapaklarının beyazlaşması ve şişmesi...

Temel olarak hijyen eksikliğinden ve suyun çok sık değiştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu hastalığa engel olmak için kaplumbağanızın bakım koşullarının uygun olması ve tüm ihtiyaçlarını doğru olarak karşılaması gerekmektedir. Tedavi şansı bireysel olarak değiştiği için bu gibi bir durumla karşılaştığınızda veteriner hekiminize danışmanız gerektiğini unutmayınız.

Kaplumbağalar metabolizmaları çok yavaş olduğu için bizler ve diğer memeli canlılar kadar sık yemek zorunda değillerdir.

Bu nedenle genellikle yapılan hata hayvanın çok sık beslenmesidir. İhtiyacından fazla yemek yemek istemeyen kaplumbağanın karnı doyacak ve sebebi tam olarak bilinmeyen bir açlık fazına geçecektir. Çok sık ve fazla miktarda beslenen kaplumbağalarda sık gözlenen bu duruma engel olmak için kaplumbağanızı hekiminizin tavsiye edeceği oranda (yaşı, ağırlığı ve yeminin içerikleri göz önünde bulundurularak yem miktarı belirlenmelidir) beslenemiz gerekmektedir.

Ayrıca yemek yemeyen bir canlının hasta olduğu düşüncesi de aklınızın bir kenarından çıkmamalıdır. Bu nedenle yemek yemeyen bir kaplumbağanız varsa; tavsiyemiz : genel bakım koşullarını düzenleyin ve en iyi durumda olduğundan emin olun (sitemizin kaplumbağalar bölümü size yardımcı olacaktır) ve düzenli hekim kontrolleri ile kaplumbağanızın sağlığını kontrol altında tutun.